Bir müddet birlikte yaşadığım Afganistan’li aile kakuleyi cok kullanirdi. Zaten ilk kez orada görmüştüm. Termostaki çayın içine kabak çekirdeğine benzeyen taneler atarlar, etli yemeklerine birer tutam çekilmiş kakule koyarlardı.
Önce kokusundan ve tadından pek hoşlanmadım. Bir ramazan bayramında kakule kokulu, pirinç unundan yapılmış ince kurabiyeler ikram ettiler. Özel günlerinde ve bayramlarda yapıyorlarmış. O kadar güzeldi ki, o un kurabiyesine benzeyen üzeri haşhaşlı kurabiyeleri çok sevince kakuleyi de sever oldum birden. (Buna rağmen kakuleyi yemek yaparken kullanmak hiç aklıma gelmiyor.)

Tarifi İran mutfağını anlatan sitelerde buldum. Ancak İran ve Afganistan coğrafi konumları nedeniyle neredeyse aynı dili konuştukları gibi, yaşam tarzları ve mutfakları da birbirine çok benziyor. Anladığım kadarıyla ikisi de aynı kurabiyeyi nan berenji veya naan berenji ( pirinç ekmeği) adıyla yapıyorlar. Ben bulduğum tariflerle biraz oynayarak, daha önce yediğim kurabiyelere benzetmeye çalıştım. Tatları aynı ama görüntüde yaklaşık 5 cm.’lik bir sapma oldu.
Orijinallerinin çapları 10 cm. kadardı. Benimkiler 4-5 cm.’de kaldılar.

- 110 gr. tereyağ
- 100 – 120 gr. pudra şekeri
- 1 yumurta
- 200 gr. dan fazla pirinç unu, tahminen 300 gr.
- 1 tatlı kaşığı çekilmiş kakule
- 2 çorba kaşığı haşhaş

1- Tereyağı ve pudra şekerini yumuşayıp, beyazlaşana kadar çırpın. Yumurtayı ekleyip, özleşene kadar çırpın. Kakuleyi ekleyin. Pirinç ununu yavaş yavaş ekleyerek yoğurun. Ele yapışmayan bir hamur elde ettikten sonra hamuru streç folyoya sarıp, bir gece buzdolabında bekletin. (Benim pirinç unum yetmedi. Üstünü beyaz unla tamamladım. Hamuru bir gece değil, sadece 4 saat dolapta beklettim.)
2- Fırını 180 C’ye ısıtın. Hamurdan irice parçalar koparıp, iki temiz poşet arasında yarım santim kalınlığında açın. Yuvarlak parçalar kesin. Üzerlerine çatalla delikler yapın ve haşhaş serpin. 10-12 dakika, üzerleri kızarmayacak şekilde pişirin.

Afgan yemekleri demişken, benim karşıma çıkan yemekler gerçekten çok güzeldi. Eğer siz de rastlarsanız, hiç tereddüt etmeden pırasalı veya patatesli Boulanee’yi, Kabul pilavını ve mantuyu (bizim mantıya biraz benziyor ama içi ve şekli değişik) denemenizi tavsiye ederim. En çok şeker şurubu ekleyerek yaptıkları, basmati pirincinden pilavlarını sevmiştim ben. Sonra kendim de yapmayı çok denedim ama asla Maliha’nın pilavı gibi olmadı.

facia 3: macaron

22.10.2005

Fotoğrafta gördüğünüz tabak gibi şeyler tombik, pembe macaronlar olacaklardı. Olmadılar, olamadılar. Çünkü bezeyi yapamadığımı farkettiğim halde, sonuna kadar devam ettim. Elimde katı, kolay şekil verilen bir beze değil, akışkan bir kek hamuru vardi. Fırında iyice yayıldılar. Pişirme süresini bir dakika geçirmişim. Pembe renk sarımsı olmuş. Ahududulu kremasını ise hiç yapmadım. O yüzden sadece bezenin tarifini veriyorum.
2 yumurta akı, 125 gr. pudra şekeri, 20 gr. nişasta, 50 gr. kabuksuz çekilmiş badem, kırmızı gıda boyası.
Fırını 175 C’ye ısıtın. Yumurta akını, nişasta ve şeker ile birlikte, iyice sertleşene kadar çırpın. Açık pembe renk verecek kadar gıda boyası ekleyin. Çekilmiş bademleri yavaşça bezenin içine karıştırın. Sıkma torbası ile pişirme kağıdının üzerine aynı büyüklükte, yuvarlak bezeler kondurun. En fazla 15 dakika pişirin.

Kaynak: Rezepte mit Pfiff, 11/2005

İtiraf etmeliyim ki, bu nesnelerin tatları çok güzel. Güzel de, ‘güzel’ göreceli bir kavram. O yüzden tatlı ve tuzluyu bir arada sevmeyenler uzak dursunlar derim sadece. Sonuçta çikolatanın altında tuz tanecikleri var, saklayamam :) Test için, ufak bir parça çikolata ısırın. Arkasından hemen bir çubuk kraker atın ağzınıza. Tadı böyle işte, sevdiniz mi?
Hala üretildiğinden emin değilim, ancak ünlü bir çikolata markasının da buna benzer bir ürünü vardı. Belki bir yerde karşınıza çıkar.

Biraz zaman alan bir iş bu. Zaten bütün püf noktalarını uygulayarak yapmam da mümkün olmadı. Örneğin, çikolatanın özelliklerinin kaybolmaması için sıcaklığı 34° C’de tutturabildiğime emin değilim. Olmamıştır büyük bir ihtimalle.

100 gr. çikolatayı (bitter olursa daha iyi olur, ben sütlü kullandım) kırarak bir tasa doldurun. Tası su buharının üzerinde tutarak çikolatayı eritin. Suya değmemesine dikkat etmek gerekiyormuş. (Benim ağzı oldukça dar bir su ısıtıcım vardı. Kapağını çıkarıp üzerine uygun bir tas oturttum. Altında su kaynarken üzerinde çikolata eridi.) Bir tepsiye pişirme kağıdı serin. Krakerleri bir çatal, kürdan veya çöpşiş yardımıyla çikolataya batırıp çıkarın. Tasın kenarına hafifçe tıklatarak fazla çikolatanın akmasını sağlayın. Kağıdın üzerine alın. Etraf batabilir, dikkat. 20 dakika sonra krakerleri ikinci kağıda aktarın ve yaklaşık 3 saat, iyice donana kadar bekletin. İkinci kağıda aktarmanın özelliği tahminimce şu: İlk kağıtta bol çikolotalı krakerler iyice kağıda yapışıyorlar. Donduktan sonra kırmadan veya parçalamadan yerlerinden ayırmak mümkün değil. O yüzden 20 dakika sonra yerlerinden oynatıp, temiz bir kağıda alıyoruz. Fazla çikolatalar diğer kağıtta kalıyorlar.

Burada bir paragrafta anlatmak çok kolay oldu. Ancak işin aslı bambaşka. Krakerlerin yarısında canım sıkıldı. Çikolata ziyan olmasın diye zar zor sonuna kadar uğraştım. Tarifte 100gr. çikolata ile 60 adet kraker kaplamışlar, bende sadece 32 tane oldu. En azından 45-50 tane çıkarabilmiş olsaydım anlardım da, sadece 32 tane sayınca şaşırdım. Çikolatayı kat kat bulamışım herhalde :)

Hava geçirmeyen, kapaklı bir kutuda 2-3 gün duruyorlar.
Kaynak: delicious. – Ağustos 2005

Hani bir tarifi çok özenerek yaparsınız, her şey yolunda gider, ama en son fırınınızın canı istemez ya, işte fırının azizliği dışında her şey mükemmeldi. Tat, koku, kurabiyelerin yumuşaklığı, kolayca yapılması veee ılık kurabiyenin tadı :) Daha önce yapanlar soğuyana kadar bekleyemediklerini, daha sıcakken denediklerini yazmışlardı. E kızların bir bildiği varmış ki, yazmışlar. Çünkü yumuşacık sakız kokusunu alınca, insan gerçekten mutfakta kedi gibi yalanıyor.
Tarif için köşeyi dönüp, Sibel’in kahvesine ilerliyorsunuz. Hatta şuradan bir kestirme bile yapabilirsiniz.

Bir akşam önceden loru hazırladım. 1 litre yağsız sütten tam 260gr. lor çıktı. İçine bir çorba kaşığı şeker karıştırıp dolaba kaldırdım (Sibel’in lorlu güllacında okumuştum.) Loru iyice süzdürmedim. Biraz sulu bıraktım. Zeytinyağım, şekerim, unum, yumurtam, bilumum malzemem hazırdı. Bu tarif için taa Ege’lerden arkadaşlara ısmarlanan damla sakızı bile gelmişti. Hatta haddimi aşıp, şekillerini şöyle yapayım, üzerlerine iri taneli şeker de serpeyim diyerek planlar kurmuştum :) Hamur çok güzel toparlandı. Asıl tarife ek olarak, ben 2 bardaktan biraz daha fazla un kullandım. 20 tane kurabiye çıktı. Pişerken maalesef bir tarafları kızardı, diğer tarafları beyaz kaldı. Görüntü bozuldu diye üzüldüm önce, ancak ilk ısırıktan sonra kızarmış veya kızarmamış hiç farketmedi :)