Arkadaşlar, bu şekilde bir araya gelip ve çabucak organize olup, bir şeyler yapabilmemize çok sevindim. Yorumlarıyla, mailleriyle, yazılarıyla destek veren, çaba gösteren blog sahiplerine, yemek ve biz’in üyelerine, diğer bağımsız bütün okuyuculara dolayısıyle bütün arkadaşlara gönülden teşekkür ederim.

Ancak benim yazacaklarım maalesef daha bitmedi. Sözkonusu kanal sayfalarından tarifleri indirmiş ve emrivaki bir açıklama yazısı yazmış. Ne bir özür, ne bir iyiniyet göstergesi değil bu benim için! Sadece yapılması gerekenin, en azını, o da lütfen, yapmışlar.
‘Google vasıtası ile toplanmıştır’ ne demek acaba? Google, web sitelerinde ve bloglarda yayınlanan bütün tarifleri ayrı bir havuzda topluyor, onlar da bu tarifleri oradan mı alıyorlar? Yoksa, Google sadece ilgili linkleri veriyor, yazının orijinaline ulaşmak için o linkler mi kullanılıyor? Google’ın yeni bir fonksiyonu mu bu? Bildiğim kadarıyle bir sayfanın veya yeni bir girişin Google tarafından indekslenmesi dakikası dakikasına olan bir iş değil. Oysa kullanılan son tarifler o kadar yeniydi ki, Google’dan bulunmuş olmaları benim gözümde olanak dışı. Acaba aptal yerine mi konuluyoruz biz, diye düşünmeden edemiyorum bu noktada.
Ayrıca, gözüme çarpan bir nokta daha var: Madem ellerinde blog adları mevcut, niye bağlantıları yok? Bağlantı vermek kolay bir şey aslında. Kopyala, yapıştır; hani diğer 150 tarifte yapıldığı gibi…

Son olarak, evet bu konuyu uzatmış olabilirim. Ancak bazı düşüncelerimi yazmak, benim en doğal hakkım. Kaldı ki, hiç kimse ve kuruluşa da hakaret ettiğimi düşünmüyorum. Tam tersine bu olumsuz olay karşısında, gayet soğukkanlı ve saygı çerçeveleri içinde hareket ettiğime, -ze inanıyorum.

Aaaa, olmuyor ama!

26.02.2006

28.02.2006: Bağlantıyı kaldırdım. Boş bir sayfaya link vermeye gerek yok.
Arkadaşlar, şu sayfanın mutfak köşesinde yayınlanan tariflerin hepsi, yaklaşık 15. sayfaya kadar (100′den fazla tanıdık tariften bahsediyorum), bloglarınızdan, fotoğrafları ve yazıları ile birlikte birebir alıntı. Hatta gayet düzenli, harika bir arşiv oluşturduklarını bile söyleyebilirim. Sizlerden izin aldılar mı bilemiyorum ama, isimleriniz ve bağlantılarınız yaptıkları girişlerde belirtilmemiş. En azından haberleri olmayan arkadaşlar için yazıyorum:

Tanıyabildiklerim: Mekanımız Mutfak, Yemek ve Biz, Tarçın’ın Mutfağı, Soframız, Portakal Ağacı, Sibel’in Kahvesi, Yemek Zevki, Evcini, Çay Saati, Semaver, Yemek Günlüğüm, Mantarlı Mucizeler ve isimlerini çıkaramadığım, blogları daha sonradan açılmış arkadaşlar… Fotoğraflar çok tanıdık geliyor, bir bakın. Herkes kendinden bir şey bulacak o sayfalarda :)
Tabii ki, internet etiğini bizim oturtacak halimiz yok. Bu tür olaylar ilerleyen zaman içinde sürekli yaşanacak. Hepsi bitti, bir bu mu kaldı diyebilirsiniz. Hatta Profılo’nun müşteri temsilcisinden duyduğumuz gibi ‘ Çok uzattınız ama, çok abarttınız artık’ gibi düşünenler de olacaktır. Ancak bu web sitesinde kullanılan içeriğin tamamı, birebir alıntılar şeklinde, online günlüklerden. “Ben yaparken şöyle yaptım ama siz böyle yaparsanız, daha iyi olur!” türünden kişisel açıklamaları dahi çıkarmayı gerek görmemişler. Sonuçta hepimiz bu sayfalar için zaman ayırıp, emek harcıyoruz. Başka birileri de bu yoldan mesaisini dolduruyor, sayfasını zenginleştiriyor. Yani sizin hobi amaçlı yazdığınız yazılar ve uğraşıp çektiğiniz fotoğraflar, başka arkadaşların maaş bordrolarına rakam olarak geri dönüyorlar.
Orada veya burada, siteleri gezerken tek tük rastlıyorum tanıdık tariflere. Ancak bu boyutta olanına inanın ilk kez rastladım…

Bu yazıyı yayınlamayı düşünmüyordum. Ancak sayfaya yazdığımız yorumlar yayınlanmadığı için, derdimi buraya dökmeyi uygun buldum.

spitzbuben1.jpg

Son zamanlarda denediğim en yeni tariflerden biri bu. Spitzbuben; Almanya’da her pastanede satılan, pudra şekerli, içi ahududu reçelli bir kurabiye türü (Buna benzer bir şeyi Türkiye’de de bir çok pastanede görmüştüm gibi hayal meyal hatırlıyorum sanki.) Bulduğum tarifleri (ambalajdan yola çıkarak) birbirine karıştırarak ve malzeme miktarlarıyla oynayarak kendimce bir ölçü çıkardım ortaya. Kendi adıma sonuçtan memnun kaldığımı yazabilirim buraya sanırım. Denemek isteyenlere de bu yüzden rahatlıkla tavsiye edebilirim. Hamurum çok tatlı olmasın diyenlerdenseniz, şekeri daha da azaltabilirsiniz. Ekşi bir reçel fazlasıyla yakışır ki, ben vişne kullanmıştım. O dahi gayet iyi oldu. Reçel olmasın diyorsanız, eritilmiş çikolata veya türevlerini kullanabilirsiniz. Ek olarak, neler yazabilirim başka? Fırında çok bekletmemek iyi sonuç veriyor. 12 dakika gayet iyi bir süre, ancak kenarları kızardıysa 10-11 dakika da yeterli oluyor. Fındık yerine badem kullanılabilir. Ancak fındığın tadı, özellikle çikolata kremi kullandığım parçalara çok yakıştı.
Daha fazla uzatmadan, eğer bu kurabiyeleri yine pişirirsem -kuvvetle muhtemel- herhangi bir değişiklik yapmazdım.

20 adet büyük + 10 adet küçük

  • 120gr. katı yağ
  • ortalama 200-220 gr. kadar un
  • 50gr. çekilmiş fındık
  • 50gr. pudra şekeri
  • 1,5 - 2 çorba kaşığı krema
  • 1 tatlı kaşığı vanilya
  • 2 çorba kaşığı reçel,
  • 1 tatlı kaşığı nutella/sarelle vs.
  1. Yağ, şeker, krema, vanilya ve fındığı iyice karıştırın, yumuşak bir bulamaç olsun. Yavaş yavaş unu ekleyip, yoğurun.
  2. Ele yapışmayan, yumuşak bir hamur olduğunda; streç folyoya sarıp, buzdolabına kaldırın. 1 saat bekletin.
  3. Unlanmış tezgahta hamuru 3-4 mm. kalınlığında açın, şekilli kalıplarla yuvarlaklar kesin. Yuvarlaklarin yarısının ortalarını, daha küçük bir kalıpla alın.
  4. 180° C’de 12 dakika pişirin. Kenarları fazla kızarmadan fırından alınca iyi oluyor. (Ben kurabiyelerin ortalarını tekrar hamura ekleyip, yoğurmuyorum. Eger düzgün çıktılarsa, onlardan minik kurabiyeler yapıyorum)
  5. İyice soğuduktan sonra, ortaları delikli parçalarin üzerine pudra şekeri serpin. Reçeli ısıtıp, düz parçalarin üzerine sürün. İki parçayı birbirine yapıştırın.

(Ben minik parçaları birazcık ısıtılmış nutella ile birbirine yapıştırdım; reçellilerden bir parça daha fazla hoşuma gittiler sanki.)

©2004-2006; yazının ve fotoğrafın her hakkı saklıdır. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden hiç bir yerde kullanılamaz.

chocolate-almond-shortbread4.jpg

Epicurious’un son mailinden chocolate-almond shortbread çıktı. Shortbread’in tam karşılığının kurabiye olup olmadığına emin değilim. Bisküvi ve kurabiye arasında, dışı kıtır, içi daha yumuşak, fazla kabarık olmayan bir çeşit kurabiye oldu benimkiler.
Tabaktaki üçgenler fotoğrafları çekildikten sonra, paketlenip başka bir yere gönderildiler. Aldığımız tepki pozitifti, rahatladık. Biz de tadını çok sevdik. Eğer içindeki katı yağdan tedirgin olmadıysanız, denemenizi tavsiye ederim. Zaten kolay hazırlanan ve çabuk pişen bir şey.
Asıl tarifte değişiklik yapmadım. Sadece içine yulaf ezmesi ekledim.

  • 80gr. kabuksuz, irice dövülmüş badem
  • 150 gr. un (1 cup)
  • 5 çorba kaşığı toz şeker
  • 2 çorba kaşığı kakao
  • 1/2 tatlı kaşığı tarçın
  • 1/4 tatlı kaşığı tuz
  • 120gr. tereyağ
  • ben ayrıca 1 çorba kaşığı yulaf ezmesi ekledim. Tekrar yaptığımda acıbadem veya vanilya aroması ekleyeceğim.
  1. Fırını 190 C’ye ısıtın. Badem ve şekeri mutfak robotunda, iyice incelip, un haline gelene kadar çekin. Un, kakao, tarçın ve tuzu birlikte eleyin. Bademli ve unlu karışımı bir araya getirin. Yağını ekleyerek, hamur özleşene kadar yoğurun.
  2. Yağlanmamış, kare kalıba yayın, ellerinizle bastırarak düzeltin. Kalıbınızın durumuna göre hamuru 12 veya 16 eşit parçaya kesin. (Ben 12 parçaya böldüm.)
    Her kareyi tekrar üçgen şekilde ikiye bölün. 15-17 dakika pişirin. (Fırından çıkardığınızda hamur daha yumuşak oluyor. Hatta pişmediğini zannedebilirsiniz. Ancak soğuyunca sertleşiyor, bu yüzden pişirme süresini uzatmayın.) Fırından çıkardıktan sonra, ince uçlu keskin bir bıçakla, daha önce kestiğiniz yerlerden tekrar kesin. Kalıp içinde soğumaya bırakın.
  3. Servis esnasında üzerine pudra şekeri serpebilirsiniz. Ayrıca hava geçirmeyen, kapaklı bir kutuda 5 gün saklayabilirsiniz.

chocolate-almond-shortbread5.jpg