susamlı top müsli

18.02.2007

 

st61.jpg

Galiba bu sitede yayınlanan kendimce en güzel tarifi bugün yazıyorum arkadaşlar. Ben çok çok sevdim. Eğer siz de kuşyemi sevenlerdenseniz, mutlaka deneyin. Fakat müsli sevmiyorsanız denemenizi tavsiye etmem, çünkü tadını hem şekersiz hem de yavan bulabilirsiniz. Marketlerde bu tip ıvır zıvırdan bol bol satılıyor. Şekil şekil, yoğurtlusu, çikolatalısı, ballısı, muzlusu, vişnelisi gibi değişik aromalı çeşitleri var. Ama evde yapılanı başka oluyor işte. Bir kere bu topların içinde ilaveten yağ ve şeker yok, ne dersiniz? Tadını kayısı, hurma ve kuşüzümünden alıyor. Diğer yandan yapımı gerçekten çok kolay. Tartı kullansanız iyi olur ama yoksa “aldığı kadar” metodu da kurtarır. Ben aşağıda kendi ölçülerimi not ettim. Aslını burada okuyabilirsiniz. (Yine Avustralya’dayız evet…)

  • 10 adet kuru meyve (örneğin 8 adet kayısı, 2 adet hurma)
  • 60ml. su
  • tarçın, karanfil tozu, muskat, kakule tozu, vanilya vs. (Hangisini seviyorsanız veya çekmecenizden ne çıkıyorsa… Benimki tarçın, vanilya ve karanfil tozu oldu örneğin)
  • 100gr. müsli, eğer yoksa: 100 gr. yulaf ezmesi, bir yemek kaşığı kadar kuşüzümü, azıcık hindistan cevizi ve iki-üç bademi karıştırın (Burada da ne isterseniz koyun. Kuru çilek bile atmıştım ben içine. Ama bir dahaki sefere koymayacağım.)
  • 2 yemek kaşığı susam.
  • Rondo benzeri, öğütücü bir alet
  1. Minik minik doğranmış kayısı, hurma, soğuk su ve baharatları ufak bir tencereye alın. Bir taşım kaynatın. Yaklaşık 10 dakika kadar hafif ateşte pişirin. Soğuduktan sonra püre haline getirin.
  2. Müsliyi veya kendi hazırladığınız karışımı incelene kadar rondoda çekin. Meyve püresiyle birlikte yoğurun. Eğer hamur çok sert olursa su, çok yumuşak olursa biraz daha yulaf ezmesi ekleyin. Elinize yapışmayan, hafif yumuşak ve yuvarlayınca çabucak top haline gelen bir kıvamı olacak. Dilediğiniz büyüklükte toplar yapın. Örneğin tatlı kaşığı yardımıyla porsiyonlandırırsanız, 20-22 adet elde edersiniz.
  3. Topları şekillendirirken susamları yağsız tavada ve orta ateşte altın rengini alana kadar kavurun. Susamlar renk aldığında topları tavaya atın ve susamlar yapışana kadar sallayın.

ebe-sobe

14.02.2007

Sobe 1:

Ebelendiğimi biliyorum da, kim ne için ebeledi karıştırdım. O yüzden Burçak’ın ve Tarçın’ın market sorulu ebesiyle başlayalım:

1- Market alışverişi yaparken yeni ürünleri mutlaka alıp denerim…
Eskiden ismi güzel, rengi hoş; pratik, kolay ve hızlı sloganıyla pazarlanan her endüstriyel ürünü denerdim. Son bir yıldır biraz da bloglar sayesinde bir billinçlenme hasıl oldu bana. Şimdilerde değişik meyveler, sebzeler veya bakliyatlar dışında özellikle gerekmediği sürece yeni ürünler denemiyorum.
Ancak besin maddesi olmayan ürünlerden bahsediyorsak, maalesef kötü bir tüketici kadınım: Çanak-çömlek tarzı dolapları sinsice dolduran herşey karşısında zayıf biri oluveriyorum.
2- internetten gazete okumayı hiç sevmem…
Türk gazetelerinin Avrupa baskısını okumak yerine, internetten okumayı tercih ederim. Bu şartlarda sevip sevmeme seçeneğim yok maalesef. Aslında o gazeteleri okumasam bile olur.
3- Hiç sigara içmedim, tadını bilmem…
Tadını ve kokusunu bilirim, çünkü günümü birlikte geçirdiğim kişi sabahtan akşama kadar sarma sigara içiyor.
4- Sevgi, saygı ve hoşgörü hayatımdan çıkarmayacağım kavramlardır. Ukalalıktan nefret ederim.
Bu soruyu bu şekilde sorabilen arkadaşı alnından öpmek düşer bana :) Şimdi sevgiyi, saygıyı hayatımdan çıkarmam, ukalalıktan nefret ederim desem fena sallamış olucam. E ukalayım, bazen saygı sınırlarını bile aşıyorum desem, o da ayıp olur. Ne yapacağız?
5- Futbolu seviyorum…
Hayır, nereden çıktı o…

Sobe 2:

İkinci bir sobe daha varmış sırada, soruyu bulamadım. Elif, şimdi genel anlamda kendimizden bahsedeceğiz, öyle değil mi?

1. İki kelimeyi kesinlikle söyleyemem:
Desktop! Destop demekten bir hal oldum. O “k” çık-mı-yor. Anlamayanlara tekrar etmekten, ederken yine destop demekten sıkılıyorum.
“Gözüküyor” veya “Görünüyor” diyeceğim zaman aceleden hangisini söyleyeceğime karar veremiyorum ve ağzımdan beceriksizce “görüküyor” çıkıyor.
2. Şu an oturduğum ev “yaşıyor” arkadaşlar. Ayrıntıya girmeyeyim, çünkü kendim de fena kaptırıyorum sonra. Allah’tan bu arada biri bana durumu açıkladı ve geceleri daha rahat uyumaya başladım. Savaş öncesinden kalan bu eski ahşap evlerde tahtalar yaşıyormuş ve genleşirken acaip sesler çıkarıyorlarmış. Bana kalmaya gelecek olanları önceden uyarmayı bir borç bilirim :)
3. Beyaz porselen delisiyim. Hele incecik ve çın çın olurlarsa.
4. Unutkanım. Evden çıktığımda birkaç kez geri döner, çantamı yeniden toplarım.
5. Keyfim anlıktır. Gün içinde aniden derin bir karamsarlığa kapılırım.
6. Her yarım saatte bir el yıkarım; ha gergedan derisi, ha benim eller.
7. Başka şeyler var tabii ama, onları buraya yazmasam daha iyi olur. Nasıl olsa tanışır, görüşürüz bir gün…

Şimdiye dek sobelenmeyen arkadaş kaldıysa, çomağı onlara uzatıyorum :) Hadi bakalım, sıra sizde…

(Almanca bloglarda şu ebe-sobe işlerinde “birbirlerine çıtayı” veriyorlardı örneğin, acaba başka ülkelerde nasıl ebeliyorlar birbirlerini?)

Türk pidesi

12.02.2007

pide1.jpg

Pide sever misiniz? Gerçi Türkiye’de veya Almanya’da yaşayan arkadaşlar için pek özel birşey değil pide. Ama ya daha uzaklarda yaşayanlar? Çok uzun zamandan beri pide yemedim, özledim diyen dostlar, hadi bakalım, bu gece size çalışıyoruz :)

Aslında taste’i denemek için seçmiştim bu tarifi . Eğer garip birşey olsaydı, başka şeyler denemek konusunda daha tereddütlü olacaktım. Ancak, pide harika birşey oldu. Ölçüleri o kadar uygun ki, üzerine sürülen yumurtayı atlamak dışında hiçbirini bozmadım. Sonuç olarak evde yaptığım en güzel pide bu oldu. Piştikten sonra bir tanesini alüminyum folyoya sarıp buzdolabına atmıştım. Arada bir çıkarıp dil peynirli, domatesli, rokalı tostlar yapıyorum, teyzemin tostlarına benziyor sanki -ya da ben hayal görüyorum.-

Pideyi pişirdikten sonra çok fazla bekletmeyin, benimki buzdolabında bir hafta bekledi ama, son günlerde bayağı sertleşmişti.

  • 2 tatlı kaşığı veya bir paket kuru maya (7gr.)
  • 1/2 tatlı kaşığı şeker
  • 250ml ılık su
  • 450g un
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 2 yemek kaşığı zeytinyağı
  • 2 yemek kaşığı yoğurt
  • üzerine sürmek için 1 yumurta, hafif çırpılmış
  • susam
  1. Maya, şeker ve 4 yemek kaşığı ılık suyu karıştırın ve köpürene kadar bekletin.
  2. Unu ve tuzu yoğurma kabına eleyin. Ortasını hafifçe açın ve artan suyu, yağı, yoğurdu, mayayı ilave edin. İyice özleşene kadar yaklaşık 10 dakika yoğurun. (Hamur zaten çabucak toplanıyor.) Kabı hafifçe yağlayın, hamuru da içinde şöyle bir çevirin. Üzerini kapatarak, hamurun hacmi iki katına çıkana kadar ılık bir yerde mayalandırın.
  3. Fırını 225°C’ye ısıtın. Mayalanan hamuru 2-3 dakika yoğurun. İki eşit parçaya bölün ve 15X30 cm. büyüklüğünde dikdörtgenler şekline getirin. Pişirme kağıdı serdiğiniz tepsiye yerleştirin. Üzerini parmak uçlarınızla derince bastırın. Hafif çırpılmış yumurtayı sürün ve susam serpin. (Ben yumurta yerine sadece su sürdüm.)
  4. 20 dakika veya üzeri kızarana kadar pişirin.

Benim pideler fırından çıktıktan sonra biraz söndüler ve puf puf kalmadılar. Sanırım fırında biraz fazla beklettim. Ama bu ufak aksiliğe rağmen tadı çok güzeldi.

s1.jpg Kolay, sağlıklı, aynı zamanda çok da lezzetli salata-yemek arası bir şey bu. Aslında bildiğimiz buharda pişmiş sebze, başka herhangi bir özelliği yok. Tek farkı düdüklüde, buhar sepeti kullanarak yapılmış olması. Eğer düdüklünüz yoksa, herhangi bir buharlı tencere kullanabilirsiniz. Taze sebze tercih edin bence, ama dondurulmuşu da gayet uygundur. Ben dondurulmuş kullanmak zorunda kaldım, ayrıca sebzelerim hassas oldukları için pişirme süresini kısalttım.

Tarifin aslı Tefal’in sayfasında, köy usulu sebze ismi altında…

- İstediğiniz kadar soyulmuş ve irice doğranmış karışık mevsim sebzesi veya bir torba dondurulmuş karışık sebze (Almanya’da yaşayanlar için örneğin Kaisergemüse)
- tuz, biber
- arzu ederseniz bir tatlı kaşığı kadar zeytinyağı

1. Tencerenin dibine 750 ml. su koyun. Buhar sepetinin ayağını oturtun, sebzeleri sepete yerleştirin ve ayağın üzerine oturtun. Tuz ve karabiber serpin.
2. Pişirme: Düdüklünün ikinci çizgisi çıktıktan sonra ateşi kapatın ve 3 dakika bekletin. Buharını çıkarın ve kapağı açın. Sebzeler sıcakken zeytinyağı ile karıştırın.

Mümkünse hemen servis yapın.
(Ben bir kısmını soğutmuştum ama tadı sonradan pek hoşuma gitmedi. O yüzden hemen tüketirseniz daha iyi olur.)

Haa unutmadan, birşey daha denedim. Ama hiç beğenmedim, akıllanmadığımdan mıdır yoksa hatalarından birşey öğrenemeyen insanlardan olduğum için mi bilemiyorum. İnatla gidip şu ismine bayıldığım nesneyi yaptım. Baksanıza ismi ne güzel, yumuşacık; ama gerisi facia. Hadi görünüşü biraz toparladık da, tadı ı-ıh. Eğer farklı tatlara açık değilseniz ve yumurta kokusuna karşı hassassanız, denemeyin bence. Benimki çılbır tatlısı gibi birşey oldu sonuçta. Bu tarifi yapmayı bilen biri varsa, bana yazabilir mi; tarifi aynen uyguladım ama dikkat etmem gereken başka birşey mi vardı acaba? Ya da genel anlamda böyle bir tatlı yaparken nelere dikkat etmek gerekiyor?